Adın hikâyesi basit bir gözlemle başlıyor: insanlar sağlıklı olmak için diyetisyene gidiyor, beslenme planı yaptırıyor, eksiğini fazlasını ölçtürüyor. Peki toprak?
Toprağın da bir beslenme planı vardır. Neyi eksik, neyi fazla, hangi dönemde neye ihtiyacı var — bunların hepsi ölçülebilir sorulardır. Ama tarımda çoğu zaman tahminle, alışkanlıkla, "geçen sene şunu vermiştik"le ilerleniyor.
Sağlam bir vücut nasıl sağlam bir zihnin şartıysa, sağlam bir bitki de fit bir toprağın sonucudur. Toprak ne kadar sağlıklıysa, bitki o kadar dirençli olur; bitki ne kadar sağlıklıysa, sofraya gelen ürün o kadar besleyici olur. Zincirin ilk halkası her zaman topraktır.
FitSoilFitPlant bu düşüncenin adıdır.
Ben bu işi okulda öğrenmedim; okula gitmeden önce biliyordum. Dedem çiftçiydi, annem harman yerinde büyümüş bir köy kızıydı — buğday çeken, at binen, toprağın ne zaman ne istediğini kimseye sormadan bilen bir kadın. Tarım benim için meslek seçimi değil, evin diliydi. Ziraat mühendisliği, bildiğim şeyin adını koymaktı.
Sahada ve laboratuvarda geçen yıllar boyunca hep aynı tabloyu gördüm.
Bir üretici tarlasına ne vereceğini bilmiyor. Soracak birini bulamıyor, bulduğunda ödeyecek gücü olmuyor. Sonunda kendisine önerileni alıyor — çoğu zaman fazlasını, bazen yanlışını. Ertesi sezon verim düşüyor, maliyet artıyor, toprağın yapısı bozuluyor. Kaybeden yalnızca o sezon değil, gelecek yıllar oluyor.
Öte yanda ziraat fakültelerinden her yıl binlerce mezun veriliyor; çoğu öğrendiğini uygulayacak bir saha bulamıyor. Bilgi bir tarafta duruyor, ihtiyaç öbür tarafta. İkisi bir araya gelmiyor.
Bir de kimsenin yüksek sesle söylemediği bir gerçek var: hiç kimse her bitkiyi bilemez. Kendi alanında otorite olmuş bir akademisyen bile, çalıştığı tür dışına çıktığında ancak genel konuşabilir. Buna ekoloji farkı da eklenince — aynı bitki başka iklimde, başka toprakta, başka su rejiminde bambaşka davranır — tek bir uzmanın kapsayabileceği bir alan olmaktan çıkar. Bu bir yetersizlik değil, ölçek meselesidir.
Bilginin bir kişinin hafızasında değil, herkesin ulaşabileceği bir yerde durması gerekiyordu.
FitSoilFitPlant bunun için var. Analizinizi, bitkinizi, üretim modelinizi ve hedef veriminizi alır; bilimsel kaynaklara ve saha tecrübesine dayanan bir hesaplama zinciriyle size özel bir gübreleme programı üretir. Hiçbir gübre firmasıyla ticari bağı yoktur — önerdiği şey, satmak istediği şey değildir.
Ve herkes için çalışır. Balkonunda üç saksı çiçek yetiştiren de, köyünde birkaç dönüm bahçesi olan da, binlerce dekarda ticari üretim yapan da aynı sisteme girer. Ölçek değişir, sorulan soru değişmez: bu toprak bu bitkiye ne vermeli? Danışmanlık ücreti ödeyebilenle ödeyemeyen arasındaki farkı kapatmak, bu işin en çok önemsediğim tarafı.
Bir de beklemediğim bir şey çıktı. Sistemi kurarken şunu gördüm: ülkemizde tescilli pek çok yerli çeşit, tescil edildiği bölgeyle anılıyor ve orada kalıyor. Oysa toprak ve ekolojik koşullar uyduğunda, o çeşitler bambaşka yerlerde de pekâlâ yetişebiliyor. Çoğu üreticinin bundan haberi yok — çünkü kimse söylemiyor. FitSoilFitPlant'ın bitki veritabanı bu çeşitleri tek tek işler. Toprağı uygun olan bir üretici, adını hiç duymadığı bir yerli çeşidi burada görür. Küçük bir şey gibi duruyor ama yerli genetik kaynağın ülke geneline yayılması, tarımımız için o çeşitlerin tescil edilmesi kadar önemli.
Amacı bir ziraat mühendisinin yerini almak değil; onun ulaşamadığı yere ulaşmaktır.
Nimet Özkan Fidan
Ziraat Yüksek Mühendisi · Mühendisyen® Kurucusu